Yazılarım

  • Sokrates Öncesi Antik Felsefe'den Hint Öğretisi Ayurveda'ya

    Kategori: Yazılarım

    Dikkat Dikkat! Aşağıdaki yazıyı okumadan önce benim felsefeci olmadığımı, size bir şey öğretmeye çalışmadığımı, bunun haddime olmadığını belirtmek isterim :) Okuduğum kitaplarla ilgili yaptığım çıkarımları paylaşmak istedim yalnızca, şimdiden ilginize teşekkürler!

    Geçtiğimiz ay evin içinde sıkıldığım ve ne yapacağımı bilemediğim bir anda kütüphanede çok uzun zamandır okunmayı bekleyen kitaplara gitmişti gözüm. İçlerinden biri Walther Kranz'ın Antik Felsefe isimli kitabıydı. Bu arada okunmayı bekleyen derken gerçekten de yıllardır beklediğini belirtmek isterim! Çünkü 1984 basımı olan bu kitap dedemin kütüphanesinden bana miras kalan ve benimle Almanya'ya gelmeyi başaran eserlerden :) 2019'un başında buraya taşınırken birçok kitabı İstanbul'da bırakmam gerekse bile nispeten daha yakın zamanda okuyabileceğim veya ihtiyaç duyabileceğim sayılı kitabı yanımda getirmiştim Sayılı dediğim aslında 1 büyük boy bavulu kitapla doldurmuştum ama kütüphanemdeki tüm kitaplar düşünüldüğünde sayılı olmuş oluyor, yapacak bir şey yok. Her neyse, bu kitap benimle Almanya'ya taşınan şanslılardandı dediğim gibi... Ve zamanının geldiğini hissetmiş olmalıyım ki o gün sıkıldığımda elim buna gitti. Sokrates öncesi döneme denk gelen önemli filozoflar anlatılıyor kitapta. Hem kısaca filozofların hayatı hakkında bilgi hem üstünde çalıştıkları felsefi düşünceler hem de eserlerinden birkaç örnek metin içeriyor kitap.

    image host

    Aslında bu kitabı okumak isteme sebebim felsefe okumuş olmak değildi, günlük hayatında felsefe okuyan bir insan değilim :) Kendi yazdığım kitap için yunan mitolojisiyle içli dışlı olmak durumundayım ve hatta mitolojinin nereden ve nasıl çıktığını anlamak benim için büyük önem teşkil ediyor. Mitolojiyi anlamak içinse yalnızca mitleri okumak yetmez, o dönemde yaşamış olan insanların hayatını bilmek, düşünce yapılarını incelemek gerekiyor. Hatta mümkünse o dönemden de daha eskiye gitmek lazım ama henüz o işe girişmedim! Kısacası yunan mitolojisinin mitoloji değil de bir din olarak sayıldığı o dönemlere ait ne varsa okumaya ve öğrenmeye çalışıyorum diyebilirim. Bu açıdan bakınca Antik Felsefe kitabı çok da alakasız kalmıyor :)

    Kitabı okumaya başladığınızda anlıyorsunuz ki adı geçen filozoflar çoğunlukla evrenin oluşumunu, kozmosu, insanoğlunun yaratılışını çözmeye çalışmış. Bunun yanı sıra öğrendim ki Atomistler diye bir kavram varmış. Evet, Atomistler! Ve tıpkı isminden de kendini belli ettiği gibi bu insanlar atomların varlığı üstüne düşünen kişilermiş. Düşünsenize teknoloji yok, bilim yok... Sadece düşünerek varmışlar bu kanıya! Ne kadar inanılmaz..! Esas konumuzun bununla bir ilgisi olmasa da hayranlığımı dile getirmeden geçmek istemedim, şimdi devam ediyorum.

    Evrenin yaratılışı, insanoğlu derken çoğu filozofun benzer tasarılar üstünde çalıştığını gördüm kitabı okurken. Ortak bir noktaları da çoğunun "sonsuz bir ilk temel" kavramını esas alması. Yani diyorlar ki bir "şey" var; ve bu "şey" her zaman vardı, geri kalan her şey de ondan çıktı ve bir gün yeniden ona dönüşecek. Dolayısıyla aslında hiçbir şey meydana gelmemiştir (yoktan var olmamıştır), hiçbir şey gerçek anlamda yok olmaz. Bahsedilen bu "ilk temel" yalnızca hal değiştirmektedir, dönüşüm geçirmektedir.

    Şimdi gelelim kitaptaki filozofların ne dediklerine, bu ilk temel şey ile ilgili hepsinin farklı fikirleri var. Bahsettiğimiz dönemin M.Ö. 500'lü yıllarda geçtiğini hatırlatırım, yani yaklaşık 2500 yıl önce!

    image host

    Thales diyor ki (evet, geometri teorisi olan.. aynı zamanda filozof) ilk temel dediğimiz şey su'dur. Bu inanışın gücünü yunan mitolojisindeki Okeanos'a yüklenen anlamdan (dünyayı çevreleyen ve aynı zamanda yüzeyde var olan canlı-cansız her varlığı destekleyen ve bir nevi taşıyan yüce bir varlık olması gibi) veya yeminlerin en büyüğünün Styx'e (yer altındaki bir ırmak) edilen yemin sayılmasından anlayabiliriz.

    Thales'in öğrencisi ve aynı zamanda arkadaşı olan Anaksimandros diyor ki ilk temel Apeiron'dur. Apeiron'un kelime anlamı: Sınırsız-Şey, Belirlenemeyen'dir. Yani kısaca diyor ki bir "şey" var evet ama biz onun ne olduğunu bilmiyoruz, bilemeyiz.

    Sonra Anasimandros'un arkadaşı Anaksimenes geliyor ve diyor ki ilk temel belirsiz değildir, belirlidir. İlk temel hava'dır. Havanın seyrekleşmesiyle Ateş oluşur, sıkılaşmasıyla rüzgar-bulut-su-toprak-taş ve geri kalan her şey oluşur. Hava, Tanrı'nın kendisidir diyor. Sanırım göklerin hakimi Zeus'a "tanrıların tanrısı" lakabının verilmesiyle bu inancın önemini anlayabiliriz.

    Hava'yı tanrı olarak gören Anaksimenes işi daha da detaylandırarak şunları anlatıyor:
    -Yeryüzündeki taşlar neyse, insanoğlundaki kemikler odur.
    -Yeryüzündeki toprak neyse, insanoğlundaki etler odur.
    -Yerin içindeki sıcaklık ve nem neyse, insandaki beyin odur.
    -Irmaklardaki su neyse, insandaki kan odur.
    -Dünyadaki hava neyse, insandaki soluk odur.

    Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes'in felsefelerini bir kenara koyup Pisagor'a (evet, geometri teorisi olan) geçiyoruz şimdi. Pisagor'u diğerlerinden ayıran çok önemli bir etken var. Pisagor, Zerdüşt'ün öğrencisiymiş, öyle söylenirmiş. Zerdüşt'ün önderliğinde ortaya çıkan Zerdüştçülük, İran topraklarında doğmuş olan günümüz dinlerinden çok daha eski bir inanıştır. Zerdüştçülük; ortaya koyduğu kıyamet günü, mesihlerin rolü ve cennet&cehennem kavramlarıyla Museviliği, Tasavvufu, Budizmi, Hristiyanlığı ve İslamı etkilemiştir, böyle olduğuna inanılır. Şimdi düşünün ki bir batı filozofu (ve aynı zamanda matematikçi) Pisagor, Zerdüşt'ün yanında eğitim alıyor. Elbette Pisagor bu iki farklı coğrafyanın farklı öğretilerini bir araya getirmiş ve kendi felsefesinde harmanlayarak sunmuş. Bu harmanın en önemli niteliklerinden biri de "yeniden doğuş" inanışı, söylemeden geçmek olmaz. Sonrasında Platon'un da ölümden bahsederken yeniden doğmayı bekleyen insanları anlattığını okuruz.. Ama bu ayrı bir konu :)

    Zerdüştçülükten biraz daha bahsetmemiz gerekiyor şimdi... Öncelikle şunu belirteceğim: bu dinin İran'da doğmasına karşın İslam ordularının gelmesiyle Zerdüştiler Hindistan'a kaçmak zorunda kalmışlar ve oraya yerleşmişler. Şu an dünyadaki en büyük Zerdüşti nüfusu Hindistan'daymış.

    Zerdüştilerin inancına göre kozmos İyi ve Kötü'den oluşuyor, ikinci sırada ise Su geliyor, Su'yu Ateş takip ediyor. Ateş'in Su'dan doğduğuna inanılıyor. Ateş'in manevi iç-görü ve bilgeliğe ulaşmakta kullanılan bir araç olduğuna inanılıyor. Su'yun kendisi ise o bilgeliğin kaynağı olarak görülüyor. Su'ya ulaşmak için Ateş'e sahip olmamız lazım kısacası. Veya başka bir deyişle bilgeliğe sahip olmak için önce Ateş'e sahip olmamız lazım. Tanıdık geldi mi? Prometheus'un ateşi çalıp insanlara vermesini hatırlayalım... Ateş, bilgeliğin ve aklın simgesiydi o hikayede (youtube kanalında detaylı öyküsü mevcut). Veya başka bir açıdan ele alacaksak yazının yukarısına dönüp Su'yu kutsal sayan filozofları hatırlayalım. Aradaki bağlantıyı hissetmeye başladık mı? :)

    Bir konuyu da bahsetmeden geçemeyeceğim: Zerdüştçülüğe göre 4 element kutsaldır ve mutlaka her daim korunması gerekir: Su, Toprak, Ateş, Hava. Zerdüştçülük bunları korumak gerektiğine inanırken Pisagor da diyor ki en güzel şey Uyum'dur. Evrenle uyum içinde olmak.

    image host

    Devam ediyorum.... Pisagor'u geçtim. Yeni bir filozofta sıra, Herakleitos'a geldik şimdi. Herakleitos ilk temel için diyor ki her şeye hükmeden bir tek şey vardır, bu da "tanrısal dünya kanunudur" yani diğer adıyla "logos" diyor. Logos'un tam bir kelime karşılığı yok, onu ancak zıtlıklarla anlatabiliyoruz. İşte böyle karmaşık ve anlaşılmaz bir şey ilk temel :)) Ama sonra bizim için işi kolaylaştırıyor Herakleitos. Diyor ki, logos dediğimiz ve tek bir kelime ile açıklayamadığımız bu kavram aslında Ateş'tir. Ateş'in yalnızca bildiğimiz ateş olmadığını, farklı anlamlar yüklendiğini düşünün.. tıpkı bilgeliği temsil etmesi veya bilgeliğe ulaşmakta bir araç olarak kullanılması gibi...

    Herakleitos diyor ki:
    -Her şey sonsuz-canlı ateşten değişmeyle meydana gelmiştir ve sonunda ona dönecektir.
    -Ruhlar için ölüm, suya dönüşmektir.
    -Su için ölüm toprağa dönüşmektir.
    -Toprak ölünce su'ya dönüşür; su ölünce toprağa dönüşür.
    -Ruhu nemli olan kötüdür.
    -Ruhu kuru olan bilge ve iyidir.

    Bu saydığımız maddelerin hepsinin özünün Ateş olduğunu düşünürsek, ruhu nemli olanın kötü olmasının sebebi, ateşinin azalmış (ıslanmış, yaşlanmış) olmasıdır diyebiliriz. Ruhu kuru olan ise ateşi yanmaya devam ediyor demektir, dolayısıyla bilgedir.

    Şimdi.... Bu kadar okuduk da ne öğrendik, özetleyelim:
    1) hiç değişmeyen hep var olan bir temel madde mevcuttur.
    2) temel madde su olabilir, hava olabilir, ateş olabilir.
    3) evrendeki ve dünyadaki her şey temel maddenin hal değişiminden meydana gelmiştir.
    4) evrendeki ve dünyadaki her şey temel maddeden oluşmuş ve bir gün yine ona dönüşecektir.
    5) evrendeki ve dünyadaki hiçbir şey yok olmaz, sadece birbirine dönüşür.

    En başında yazdığım gibi bu kitabı geçen ay okumaya başlamıştım Uzun bir kitap değil, ben yavaş okudum! :)

    Geçen aya değil, 1 yıl öncesine dönelim şimdi... İstanbul'dayım, işe gidip geliyorum, boş vakitlerimde de her zaman olduğu gibi yazıyorum ve okuyorum. Spor yapmaya çalışıyorum ama düzenli yapamıyorum filan.. oralara girmeye gerek yok :) Gıdama dikkat etmeye çalıştığım için "sağlıklı yaşam" konseptindeki şeyler ilgimi çekiyor genelde. Sıklıkla fidan satın aldığım bir websitesinde Ayurvedik Beslenme kitabını gördüğümde de "Ah işte!" demiştim "Ayurvedik diye duyuyorum hep, alayım bari evde dursun!"

    Böylece fidanlarla birlikte Ayurvedik Beslenme kitabım gelmişti, incecik bir kitap zaten, 80 sayfa... Şöyle bir içini karıştırdım, detaylarını öğrenmesem de genel konseptin insan vücudundaki elementleri dengeleme suretiyle beslenme olduğunu anlayabilmiştim. Neydi bu elementler: Boşluk(uzay), Hava, Ateş, Su, Toprak. İnsan vücudunun da geri kalan her şeyde olduğu gibi bu elementlerden oluştuğu inancına dayanıyordu. Bu kadarcık bilgiyle kalıp, detaylarını öğrenmekle uğraşamam deyip kapatmıştım konuyu.

    Fakat, gel gelelim... İçime doğmuş olmalı ki veya artık kendini tanıdığım için, evdeyken doğru düzgün yüzüne bakmadığım bu kitap da tıpkı Antik Felsefe kitabı gibi benimle Almanya'ya taşınmaya hak kazanan şanslılardan olmuştu! :)

    Durum böyle olunca Antik Felsefe kitabını okurken bana bir aydınlanma gelmedi mi? Geldi tabi! Hem de nasıl geldi! Dedim ki, ben bu bilgileri bir yerden biliyorum! Bir yerden tanıdık geliyor bu kavramlar, bu inanışlar! Temel madde... Elementler.... Ateş, Su, Toprak, Hava cem yılmaz'ın sesini atın kafanızdan, kozmos, birbirine dönüşüm.... İşte o noktada Ayurvedik Beslenme kitabım ile Antik Felfese kitabımı yan yana getirdim. Doğuyla Batının birbirinden çok da uzak olmadığını, dünyanın yuvarlak olduğunu keşfettim! Dalga geçmek serbest! :)

    Ayurveda, M.Ö. 3000'li yıllarda yazılı hale getirilmiş, esasında sözlü tarihi 10 bin yıl öncesine dayanan bir öğreti, Hint öğretisi. Hindistan'ın İran ve Pisagor'la bağlantısını hatırlayalım. Zaman çizelgesi çıkarmadım, bahsettiğim öğretiler ve felsefeler arasında yüzlerce yıl fark olabilir, hatta Pisagor ile Zerdüşt aynı zaman diliminde bile değilmiş! Ama kültür bir birikimdir, bunu unutmayalım.

    image host

    Ayurveda diyor ki, yaşadığımız evren 5 elemente ve bu elementlerin dengesine bağlıdır: Boşluk, Hava, Ateş, Su, Toprak.

    Boşluk ilk sırada yer alıyor öğretide. Şimdi yunan mitolojisi kozmolojisini (youtube'da ilgili bölüm mevcut: tanrıların doğuşu) hatırlayalım: Evrenin yaratılmasıyla ilgili denir ki, ilk önce Kaos (Chasm) vardı. Kaos, burada bildiğimiz kaos değil, "boşluk, yarık" anlamındadır. Ayurveda diyor ki Boşluk direnç sahibi değildir, boşluk olmadan sevgi veya özgürlük olmaz. Yunan mitolojisinde Sevgi (Eros) yaratılışta 3.sırada gelir.

    Ayurveda'da Boşluk'un ardından Hava anlatılıyor. Evrendeki hava neyse insanlardaki kalp atışı, solunumdur deniyor.

    Sonra Ateş... Deniyor ki Ateş vücut ısısını, enerjiyi, algıyı, kavrayışı kontrol eder.

    Su geliyor. Evrendeki su yağmurdur, insanlardaki hayattır diyor. Hücrelerimizin susuz yaşayamayacağını hesaba katarak.. Ama o dönem hücre bilim ne kadar gelişmişti, bilmiyorum.

    Toprak ise dünyanın kendisidir. Aynı zamanda Vücuttaki tüm sert, sağlam yapılardır diyor Ayurveda. Yani evrendeki Toprak, insanoğlundaki kemiklerdir, tırnaklardır diyor. Hepsi Toprak'tan türemiştir.

    Ayurveda bu temel bilgilerin ardından gıda konusuna geçiyor elbette, ben oralara girmeyeceğim. Bu elementlerin sizde bulunma oranlarına göre buna uygun beslenilmesi gerektiğini söylüyor.

    Burada benim dikkatimi çeken konu: Gerek Ayurveda öğretisinde, gerekse Antik Felfese'de kavramların hep benzer olması, birbirini tamamlar şekilde ilerlemesiydi. Pisagor'un Zerdüşt'ün öğrencisi olduğu söyleniyor evet, ama esasında aralarında bin yıl fark var, muhtemelen Zerdüşt'ün öğretisini öğrendiği anlamında yazılmıştır... Bu arada Pisagor'la ilgili çok çılgın metinler var internette, İllüminati'ye kadar gidiyor. Artık çok konu dışı olduğu için okumadım bile, ama ilgilenen olursa buyursun araştırsın :))

    Bir de bu insanlar düşünerek atomu bulmuş, atomu! Örneğin şu an biliyoruz evrende maddeden çok boşluk olduğunu. Ben bile bilimle çok içli dışlı olmamama rağmen atomun içindeki boşluğun parçacıklardan daha çok yer kapladığını biliyorum. Bir nevi boşluktan oluşuyoruz aslında :) Tamam, bu kadar basit değil elbette! Ama umuyorum ki varmaya çalıştığım noktayı anlatabilmişimdir. Sonuçta bu insanlar düşünerek varmış bu kanılara, ne kadar inanılmaz! Ve hepsinin ortak söylemeye çalıştığı bir şey varsa bence onlar da doğrudur. İster elementler olsun, ister başka bir şey... Bilim henüz açıklayamıyor olabilir, ancak zamanı gelince aydınlanır her şey, inanıyorum.

    Of, ne kadar uzun yazdım! Buralara kadar okuduysanız tebrikler gerçekten! Üstelik deli saçmalaması gibi oldu galiba, olabildiğince düzgün yazmaya çalışsam da konu o kadar detaylı ki... Elimden geleni yaptım! İlginizi çektiyse kitapları alıp göz atın derim.

    Peki... neden böyle bir yazı paylaşmak istedim, çünkü Batı felsefesini batıda bırakmamak, yunan mitolojisini yunanistan'da bırakmamak, ayurveda'yı hindistan'da bırakmamak lazım diye düşündüm :) Ve kesinlikle ama kesinlikle hiçbir şeyi tek bir kalıba sokmamak gerektiğini gördüm! Hadi kendi hakkımı yemeyeyim... Aslında zaten bildiğim bir şeyi bir kez daha hatırlamış oldum: Bilgi bilgiyi doğurur, hep çok okumak ve bir konuyu bütünsel olarak ele almak gerekir. Bunu da sizlerle paylaşmak istedim. Ayrıca kenarda durmuş olsun, ileride dönüp okurum, hatta belki eklemeler yaparım :)

    Sevgiler!
    Aslı.

    Yayın tarihi: